17 Mart 2009 Salı

Enki Bilal İstanbul’da

Çizgi romancı Fransız sanatçı Enki Bilal İstanbul'da bir sergi açıyor. Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu’nda 28 Mart'ta açılacak 'Enki Bilal İstanbul’da' adlı sergi, 2 Mayıs'a kadar gezilebilecek. Yılın en çarpıcı sergilerinden biri olacağını düşünüyorum; sabırsızlıkla bekliyorum.

Sergide gerek çizgi roman albümleri, gerekse filmleriyle her zaman gündemde kalan sanatçının orijinal eserleri Türkiye’de ilk kez sergilenecek. Sergide, orijinal eserlerin yanı sıra Murat Cem Şerbetci Koleksiyonu’na ait imzalı-sayılı serigraf ve litograf baskılar, afişler, heykel ve saat tasarımları, posta pulları ve kartpostallar gibi eserler de yer alacakmış. Bu eserler arasında çok nadir bulunan Horus heykelciği ve Hyperion saati de bulunuyor. Sergiye özel bir afiş de tasarlayan Enki Bilal, meraklılarıyla 28 Mart Cumartesi günü saat 14.00’da 'Enki Bilal’in Sanatı ve Dünyası' başlıklı söyleşide buluşacakmış. Sanatçının Murat Cem Şerbetci ile katılacağı söyleşi, Sermet Çifter Salonu’nda yapılacak.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Zamansız lüks

Serdar Turgut bugün Akşam Gazetesi'ndeki köşesinde her zamanki gibi yine ilgi çekici bir konuyu ele almış. Lüksün yeniden tanımlanacağını yazmış; bu ihtiyacın gereklerini ipuçlarıyla birlikte sıralamış ve tanımın ne olması gerektiğini de, ne olmaması gerektiği üzerinden anlatmış.
"İnsanlar artık başkalarının gözüne soka soka tüketim yapmak istemiyorlar. Modacı da LÜKS OLDUĞUNU BAĞIRMAYAN LÜKS MALLAR üretmek ve BİR ÜRÜNÜ TRENDY OLDUĞUNU BAĞIRMADAN ONU TRENDY HALE GETİRMEK ZORUNDA. Özetle modayı onun moda olduğunu söylemeden pazarlamak gibi zor bir işle karşı karşıyalar.
Depresyon döneminde modacıların koyu ve uzun yıllar boyunca ve her ortamda giyilebilecek türde kıyafetlere önem verdikleri biliniyor. Bu dönemde de koleksiyonunda sadece siyah renge vurgu yapan modacılar gayet tabii ki var ama bu kez hayli ilginç olan bir başka yöntem geliştirdiler. Bunun temelinin nelerden oluştuğunu Sean Connery'nin fotoğrafının kullanıldığı Louis Vuitton reklamından görebiliyoruz. Kendisi de bir klasik erkek tipi olan Connery'nin bu fotoğrafı 2007'de değil herhangi bir yılda çekilmiş olabilirdi. Hatta büyük depresyon yıllarında çekildiğini söyleselerdi buna kimse itiraz edemezdi. Çünkü fotoğrafta Connery'nin yanında duran çanta ve aksesuarlar, Vuitton'un klasik modelleriydi yani bu fotoğrafta yeni olarak tanımlanabilecek tek bir unsur bile bulunmuyor. Bu fotoğraf bize bu yıl modacıların lüksü nasıl tanımlayacaklarının ipucunu veriyor. Bu yıl lüks illa da yeni olan yeni trend yaratacak ürün üzerinden değil de klasikleşmiş ürünlerin yeni tanımlarla gündeme getirilmesiyle yapılacak. Louis Vuitton artık klasikleşmiş ürünlerine ağırlık verecek. O fotoğraf da bunun işaretini vermekteydi aslında."

15 Şubat 2009 Pazar

Kadın dediğin...

Google'a kadın tipleri yazdığımda karşıma çıkan en ilginç yaklaşım:
Hard Disk Tipi Kadınlar: Her şeyi hafızasında saklar.
Ram Tipi Kadınlar: İşi bittiği anda sizi unutur.
Windows Tipi Kadınlar: Herkes hiçbir şeyi düzgün yapmadığını bildiği halde onsuz yapamaz.
Excel Tipi Kadınlar: Çok kabiliyetli olmasına rağmen herkes basit işler için kullanır.
Screensaver Tipi Kadınlar: Eğlendirmekten başka bir işe yaramazlar.
Internet Tipi Kadınlar: Erişilmesi zor olan tiplerdir.
Server Tipi Kadınlar: İhtiyacınız olduğu zaman meşguldür.
Multimedia Tipi Kadınlar: Korkunç şeyleri güzel gösteren tiplerdir.
E-Mail Tipi Kadınlar: 10 sözünden 8′i saçmadır.
Virüs Tipi Kadınlar: Hiç beklemediğiniz bir anda gelir yerleşir ve tüm kaynaklarınızı sömürmeye başlarlar. Kurtulmaya çalıştıkça bir şeyler kaybedersiniz. Bu tipin diğer adı 'eş'tir.

14 Şubat 2009 Cumartesi

İstanbul'da turist olmak






















Hafta sonu arkadaşlarımla birlikte yaptığım kahvaltı sonrasında spontane olarak karar verip gittiğimiz Kariye Müzesi'nin hala etkisindeyim. Edirnekapı'daki müze, Türkiye'nin en eski kiliselerinden bir tanesiymiş ve en önemlisi de, içinde en fazla mozayiğe sahip olanıymış -Ayasofya'dan bile fazlaymış-!
Bugüne kadar hiç gitmemiş ve hakkında bu kadar az şey biliyor olmaktan dolayı kendime kızdım. Müze gezimiz boyunca bize eşlik eden rehberin kötü ve eksik anlatımı nedeniyle de hala çok şey bildiğim söylenemez. Tek bildiğim, küçük bir müze olmasına rağmen beni çok etkilediği... İstanbul'u bir turist gibi gezmekten de büyük keyif aldığımı söylemeliyim.

Wikipedia'dan:

Kariye (Chora) Kilisesi, 6. Y.Y.’a kadar giden bir geçmişe sahiptir. Günümüze ulaşmış hali Osmanlı döneminde ve 20. yy’in ikinci yarısında geçirdiği onarımların sonucudur. Kilise, manastır kompleksinden geriye kalan tek kalıntıdır. Kurtarıcı İsa Mesih’e adanmıştır.

Yapının önemi, İmparatorluğun, Haliç kıyısında, surlara yakın bir yerde konumlanmış olan “Blackhernai Sarayı”na taşınmasıyla artmıştır. 1296’daki büyük depreme dayanan bina, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almasından çok sonra 1511 yılında camiye dönüştürülmüştür. Mozaik ve freskler cami olduktan sonra bazen tahta kepenklerle, bazen de badana ile örtülmüştür. 1948'den 1958'e kadar Amerikan Bizans Enstitüsü'nün yaptığı çalışmalar sonunda tüm mozaik ve freskler ortaya çıkarılmıştır. Yapı 1948’den bu yana da “Kariye Müzesi” olarak hizmet vermektedir.

Kariye mozaik ve freskleri Bizans resim sanatının son dönemine ait (14. yy.) en güzel örneklerdir. Önceki Dönemin yeknesak(tekdüze) fonu burada görülmez. Derinlik fikri, figürlerin hareket ve plastik değerlerinin verilişi, figürlerdeki uzama bu üslubun özellikleridir. İtalyan rönesansina paralel ilerleyen Bizans Sanatı'ndaki yeni uyanışın önemli örnekleridir. Dış nartekste İsa'nın hayatı, iç nartekste ise Meryem'in hayatı ile ilgili sahneler yer alır. Bu sahneler, Meryem'in ve İsa'nın hayatındaki olaylara göre kronolojik bir sıra takip ederler.

28 Ocak 2009 Çarşamba

!f shortlist

12-22 Şubat tarihlerinde gerçekleşecek !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali'nin bu yılki teması, 'Senden Başla/Do It Yourself'. Yani kendin pişir, mümkünse kendin yeme günümüz koşullarında!

Festivalciler fikrin ortaya çıkışını şöyle anlatıyorlar: " Bu yıl herkes gibi kendini zorlu dünya koşullarının içinde bulmak, şehrin genç, renkli ve alternatif festivali !f istanbul’u can alıcı sorulara yöneltti: Ne yapıyoruz? Neden yapıyoruz? Nasıl ve kimlerle yapıyoruz? Ve bu süreçte festivalin herkese bir önerisi var: Senden Başla!"

Hit Filmler, Gökkuşağı, Senden Başla, Kuzey Işıkları, Minimumda Maksimum: Amerika’dan Yeniler, Tek Planda Dünya, Nöbetçi Sinema, Fantastik Filmler, !f Kült ve Kısalar bölümlerden oluşan festivalde izlemek istediğim filmleri seçtim.

KEŞİF

1- Afterschool - Okul Çıkışı ***

2- Cold Lunch - Soğuk Yemek **

HİT FİLMLER

3- Tokyo****

4- Nick and Norah’s Infinite Playlist - Nick ve Norah’nın Bitmeyen Şarkıları**

KARŞI SESLER

5- Berlin Calling - Berlin’in Sesi****

6- Sonic Youth: Sleeping Nights Awake - Sonic Youth: Uykusuz Geceler****

7- Turn It Loose - Kendini Serbest Bırak****

8- Public Enemy: Welcome to Terrordome - Public Enemy: Terrordome’a Hoş Geldiniz***

FANTASTİK FİLMLER

9- Edison & Leo***

SENDEN BAŞLA

10- Beautiful Losers - Güzel Kaybedenler**

11- Lynch: Behind the Curtain - Lynch: Perdenin Arkasında****

!F KÜLT

12- O Lucky Man! - Ah Şanslı Adam!***

Meraklılarına bir iki not daha: Festival biletleri 1 Şubat’ta My bilet’ten satışa çıkıyor. Festival açılış partisi ise 13 Şubat’ta Ghetto’da yapılacak!