28 Ocak 2009 Çarşamba

!f shortlist

12-22 Şubat tarihlerinde gerçekleşecek !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali'nin bu yılki teması, 'Senden Başla/Do It Yourself'. Yani kendin pişir, mümkünse kendin yeme günümüz koşullarında!

Festivalciler fikrin ortaya çıkışını şöyle anlatıyorlar: " Bu yıl herkes gibi kendini zorlu dünya koşullarının içinde bulmak, şehrin genç, renkli ve alternatif festivali !f istanbul’u can alıcı sorulara yöneltti: Ne yapıyoruz? Neden yapıyoruz? Nasıl ve kimlerle yapıyoruz? Ve bu süreçte festivalin herkese bir önerisi var: Senden Başla!"

Hit Filmler, Gökkuşağı, Senden Başla, Kuzey Işıkları, Minimumda Maksimum: Amerika’dan Yeniler, Tek Planda Dünya, Nöbetçi Sinema, Fantastik Filmler, !f Kült ve Kısalar bölümlerden oluşan festivalde izlemek istediğim filmleri seçtim.

KEŞİF

1- Afterschool - Okul Çıkışı ***

2- Cold Lunch - Soğuk Yemek **

HİT FİLMLER

3- Tokyo****

4- Nick and Norah’s Infinite Playlist - Nick ve Norah’nın Bitmeyen Şarkıları**

KARŞI SESLER

5- Berlin Calling - Berlin’in Sesi****

6- Sonic Youth: Sleeping Nights Awake - Sonic Youth: Uykusuz Geceler****

7- Turn It Loose - Kendini Serbest Bırak****

8- Public Enemy: Welcome to Terrordome - Public Enemy: Terrordome’a Hoş Geldiniz***

FANTASTİK FİLMLER

9- Edison & Leo***

SENDEN BAŞLA

10- Beautiful Losers - Güzel Kaybedenler**

11- Lynch: Behind the Curtain - Lynch: Perdenin Arkasında****

!F KÜLT

12- O Lucky Man! - Ah Şanslı Adam!***

Meraklılarına bir iki not daha: Festival biletleri 1 Şubat’ta My bilet’ten satışa çıkıyor. Festival açılış partisi ise 13 Şubat’ta Ghetto’da yapılacak!

Etiketler: , ,

21 Ocak 2009 Çarşamba

Dün neysek bugün de oyuz

Dün akşam 'Güz Sancısı' filminin galasındaydım. Gördüğüm en kalabalık galaydı (Çok sık galalara gitmediğimi de söylemeliyim). Fotomuhabirlerinden bir tanesi organizasyonu yapanlara kaç kişi çağırdıklarını soracak kadar bunalmış görünüyordu, ben girerken. Kalabalığa karıştım tabii. Hep tanıdık yüzler vardı. Güneri Civaoğlu başta. Bilirsiniz, galaları büyük bir özenle takip eder. Yorumlarını da yazmayı ihmal etmez. Medyanın yanı sıra oyuncular da filme büyük ilgi göstermişti. Görebildiğim kadarıyla 'Asi' ekibinin bir kısmı beyazperdede, diğer kısmı da seyirci olarak oradaydı. Murat Yıldırım, Tuncel Kurtiz, Şahnaz Şakıralp, Nur Sürer... Yanımda Nur Sürer oturuyordu ve filmin başlarında bir sahnede Şahnaz Çakıralp'i görünce, "Aaaaaa bizim kız" şeklinde bir tepki gösterdi. 'Asi' tespitim dediğim kadar var.
Filmle ilgili fikirlerimi söyleyeceğim ancak öncesinde, galalara gitmenin nasıl bir his uyandırdığını anlatmak istiyorum. O kadar oyuncu ile filmi izlemek bende otomatik olarak empati kurma isteği uyandırıyor. Ben oyuncu olsaydım ve şimdi bu koltukta oturuyor olsaydım neler geçerdi aklımdan... Neden bilmiyorum ama ilk aklıma gelen kıskançlık oldu. Bir oyuncu filmi izlerken hangi duyguları ağır basar?.. Teknik olarak şurada böyle bakmalıydı, burada çok güzel bakmış, buradaki geçiş olmamış vs... Ya da bu filmde şu çok daha iyi oynardı, hatta belki ben daha iyi oynardım... Bu kız da oyunculuğunu çok geliştirmiş. Yüzlerce soru...
Filme gelince, eleştirmek gibi bir gayret içinde değilim. Filmden çıkınca kendime sordum. Beğendim mi? Cevap ne evet ne de hayırdı.
Beğenmedim, çünkü hikaye beni çekmedi. Çekmesi gerekirdi, tarihimizdeki kara olaylardan bir tanesini gözler önüne seriyordu. Sonuçta bizim tarihimiz... Film başlamadan önceki empati kurma isteği ne yazık ki filmi izlerken uyanmadı. Nedenini de çok iyi biliyorum. Son üç aydır içine alan ekomonik kriz dalgası şu an aklımdaki kötü olaylar listesinin en başında yer alıyor ve büyükçe de yer kapladığı için bir başka kötü olayı düşünüp empati kurma gibi bir şeyi beynim otomatik kabul etmedi. Beğenmedim, çünkü ne bir dönem filmi ne de bir aşk filmi. Biraz daha aşk filmi olsaydı çok sevecektim, eminim!
Beğendim, çünkü oyuncu seçimleri çok başarılıydı ve de oyunculuklar. Özellikle Okan Yalabık ve İlker Aksum'a bayıldım. Beğendim, çünkü çok başarılı bir prodüksiyon. Beğendim, çünkü hikayedeki aşkın yaşanış biçimini sevdim...
Sonuç; gidin görün bu filmi. Zihinlerimizin hiç değişmediğine, o zamanlar olayları çözmek için nasıl bir zihniyete sahipsek aynı şekilde bunu devam ettirdiğimize şahit olun. Gidin görün, aşkın farklı bir haline şahit olun...

Etiketler:

19 Ocak 2009 Pazartesi

'Bahar temizliği' by Karl Lagerfeld

Hepimizin az ya da çok hayatımızda hissetmeye başladığı global ekonomik kriz modaya da değdi. Yakın zamanda BBC'ye yaptığı açıklama ile ünlü Alman modacı, Chanel'in patronu Karl Lagerfeld yaşadığımız bu değişimi 'bahar temizliği' olarak tanımlayıp bakın neler demiş: "Böylesi önemli anlar olmadığı takdirde yaratıcılıktan bahsedemeyiz. Artık şatafat kalmadı. Gelen döneme 'yeni alçak gönüllülük' diyebilirim. Bu, tüm dünyanın tedavisi olacak. Belki kötü ama sağlıklı bir geçiş".
Yaşadığımız tüm bu olumsuz şartların iyi bir tarafı da var. Karl Lagerfeld'e tamamıyla katılıyorum. En zor dönemlerde en yaratıcı işler yaptığımız bir gerçek!

18 Ocak 2009 Pazar

J'adore chocolatier

Beyoğlu'nu, kalabalığından sıyrılmayı başardığım zamanlar seviyorum... Kurtarıcılarım ise paralel sokaklar ve kıyıda köşede kalmış kafeler...

J'adore da işte o sakin kafelerden bir tanesi. Mısır Apartmanı'nın karşı sokağında. Harika Lindt çikolatalarının satıldığı bir dükkan, aynı zamanda bir kafe-pastane. Nefis sıcak çikolataları var; fındıklı, fıstıklı... Özellikle soğuk günlerde oraya gitmek büyük keyif. Sıcak çikolata ile birlikte ikram edilen naneli-limonlu su, kaşık şeklinde ve kahveli çikolatalarına da bayılıyorum. Gördüğüm en güzel sıcak çikolata sunumu!

Orada kendimi Roma, bazen de Barcelona'ya gitmiş gibi hissediyorum. Dışarıda oturduğumda tam karşısındaki muhteşem Mısır Apartmanı manzarasının böyle hissetmemde büyük katkısı var tabii.

İstiklal Caddesi'ne bu kadar yakın olup da bu kadar sakin olan bildiğim az sayıdaki mekandan biri, J'adore...

16 Ocak 2009 Cuma

Adım adım yaz...

Afrika'nın kalbinden moda sahnesine...
Kış sezonu artık indirimleriyle birlikte miladını dolduruyor. Yazlık haberler gelmeye başladı bile. İşte gelen o ilk haberlerden ilgimi çeken bir tanesi: Boss Orange İlkbahar-Yaz 2009 Koleksiyonu.
Boss Orange tasarımcılarının Avrupa'dan Afrika'nın kalbine yaptıkları yolculuktan moda sahnesine yansıyan renkler, desenler...
Yumuşak renkli bir yaz bizi bekliyor, anladığım.
Koleksiyondaki kıyafetlerin yanı sıra özellikle sandaletlere bayıldım.
Dışarıda soğuk bir hava olsa da bu fotoğraflara baktıkça içim ısınıyor...














Brad Pitt, 44’ünde de Brad Pitt

Rolling Stone'un 2009, 1999, 1993 tarihli Brad Pitt kapakları.
1991 yapımı 'Thelma & Louise'deki otostopçu rolü ile bu adam da kim dedirten Brad Pitt’in şimdilerde o serseri imajından eser kalmadı. Bu kez erkeklerin en güzel yaşları dedikleri 40’lı yaşlarının tüm çekiciliğiyle karşımızda!

2009 Ocak kapağındaki ince bıyıklı Pitt, Quentin Tarantino imzalı 'Inglourious Basterds' filmindeki Yahudi kökenli bir Amerikan askeri. Yani asker Brad! Filmin çekimleri devam ediyor...
1999 olan için Fight Club Brad demek istiyorum!
1993 ise Vampir Brad...













PS: Rolling
Stone Türkiye'nin kapanmış olması çok üzücü. Şimdi hangi dergiyi okuyacağız? Dergi kalmadı, kapatıla kapatıla. Diyorum ki; ya bu dergileri çıkarıp heveslendirmesinler bizi ya da çıkardıkları zaman adam gibi yıllarca devam ettirsinler. Rolling Stone'un arşivinde (http://www.rollingstone.com/photos/covers) gezinirken yaşadığım zevki, umarım bir gün Türkiye'de çıkan bir dergi için de yaşarım.

Etiketler: